Yılan

Posted in 1 etiketler ile , , , , , , , , , , , , on Aralık 5, 2009 by onemaphossi

Bir adam vardı, fazlaca azdı fikirleri

Ve azdan fazlaydı, tükettiği seneleri.

Kendince aslandı, ancak kilitliydi, bir kafesin içinde.

Hiçbir zaman parlamamıştı ama, fazlaca paslandı.

Bir sirkten ibaretti hayatı,

Ve sirkleri sevmez, sirk hayvanları.

O kadar sıkılmıştı ki, öldüğünü bile anlamadı.

Bir başkası, sırıkla atladı, milyon tane atasözünün üstünden.

Öyle bir konuştu ki, hiçkimse anlamadı.

Çamurun içinde yaşasa da, yemedi çamurda yetişen bitkileri.

Yine de çok fazla ağırlaştı.

Yarışı bitirdiğinde, daha dün yaşamaya başlamıştı.

Üçüncüsünün ne yaptığı önemsizdi, zira ruhunu kaybetti.

Bir yıldırım çarptı beynine ve tüm anıları yitti.

Öyle ki hiç okşamamıştı annesi artık ve o, o adamı öldürmemişti.

Peki bileklerindeki kelepçeler de neydi?

Bu dördünce adama, üçüncünün günahları neden yüklendi?

Oysaki hiçbir karar vermemişti.

Tüm arıların birbirini etkilediği bir kovanda,

İşlenen her suç, kovanın suçudur.

Aslında her suç, doğal bir tepkisidir, etkilerin.

Ve suç, bir kelimeden ibarettir, binyıllardır söylenegelen.

Milyarlarca uyurgezeriz. Uyandığımızı sanırız ve gezeriz.

Kararlarımız, anılarımızı yaratır,

Ve anılar, kararlarımızı.

Tanrısal kararlar alabilmek için, bir tanrı ruhu edinmek gerekir;

Ve bunun için de tanrı olma kararı.

İnsan, Tanrı’yı kendi suretinde yarattı,
Ve kutsadı. Kendisini, yaratısına benzetmeye çalıştı.

Oysa ki ruhlar, kendilerini tanıdıkları ölçüde tanrıdırlar.

Bir zamanlar bir tanrı vardı, sokaklarda yaşardı.

Yitip gittiğinde, ardından türkü çığıracak bir bilgin olmadı,

Tanrı öldü diye.

Isırmaz zira, yılan olduğunu bilmeyen yılan.

Yedi dipsiz vadiye bulaşmadan, yolculuklarını tamamlayanlar,

Bir başka tuzağına düştüler, Simurg’un.

Karantinaya alınmış zombilere döndüler;

Ve açlıktan yediler, birbirlerini.

Kaç zamandır uyarmadı mı sizleri depremler?

Kaç kez daha yıkmalı sizi, kendi inşa ettiğiniz sistemler?

Yıkılsın tüm tapınaklar, insana tapılan!

Ve paramparça olsun, insan ruhuna kaynaşan prangalar!

Çatal dilinizi gösterme günü yaklaşmaktadır.

On3maphossi

Merdiven

Posted in 1 etiketler ile , , , , , , , , , , , , , , , , , on Kasım 3, 2009 by onemaphossi

Merdiven

Soytarı, kralla vardır; Ve kral, soytarıyla.

Ancak her kral önce kendisinin kralıdır;

Ve her soytarı, kendisinin soytarısı.

Baldıran zehrinden tatmaya mahkumdur,

Makyajlı krallar ve kılıçlı soytarılar.

Ezilmek için vardır, tüm kuru yapraklar.

En güzel şarkılarını, ezilirken fısıldarlar.

Basılmak içindir bazı başlar;

Böylece tırmanıp, çekmezsen sonra onları,

Asla yukarı çıkamazlar.

Tüylerle çekiçler düşmez aynı anda,

Havanın bu denli dirençli olduğu coğrafyalarda.

Çekiçler tutup çekmezse, tüyleri aşağıya;

Yerin merkezine,

Anka’nın evine.

Birer kut taşır kanında, her insan.

Kimi ev çizemez, kimi çember.

Eşit olan durağandır, eşit değildir eller.

Birleştir evlerle çemberleri, inşa et değirmenler.

Kim ekmek bulur, herkes kral iken?

Savaş açın, size savaşın kötü olduğunu vahyedip, sizi savaştırana.

Barışları iyi değerlendirin, hazırlanmak için, yeni savaşlara.

Ellerini sıkın, ve kılıcınızı savurun en yakınlarınıza, kendinize, en başta.

Birbirine çarparsa, iki şövalyenin çektikleri kılıçlar,

Kan dökülmez;

Ancak, ikisinin de yolunu aydınlatır,

Çarpan kılıçlardan çıkan kıvılcımlar.

Yıkmazsanız eski şehirleri, inşa edemezsiniz, yenilerini.

Savaş arabalarınızı sürün, karşılıklı, fethedin birbirinizin kalelerini.

Gedik açın düşmanın surlarında, o da sizin,

Yoksa size mezar olur, kapısız kaleleriniz.

En güvenilir olanlardır, düşmanlar; bellidir niyetleri.

Sallamayın birbirinizin salıncaklarını, kesin salıncak zincirlerini.

Ölmeyin, kokusunu almadan toprağın.

Sizler! Kılıç tutmak dışında, kılıç dövmeyi de bilenler!

Kızıl tutun kılıçlarınızı, ve izleyin.

Tanrıların savaşması için, önce insanlar ayrışmalıdır.

 

Bir peygamberin, önceki bir dini yalanlaması için,

Eski düzen şaşmalıdır.

Bekleyin, cehennem alevlerini püskürtmeden önce.

Birbirini katletmesini, Gabriel ve Cebrail’in.

On3maphossi

Yerin Merkezi

Posted in 1 etiketler ile , , , , , , , on Ekim 10, 2009 by onemaphossi

Anka

O kadar yoğun yağıyordu ki yağmur,

Yüzerek ulaşabilirdi bulutlara.

Ancak değmek istemiyordu,

Başı, arşa.

Çarpmaktı niyeti, şiddetle!

Genişletmek istiyordu dünyasını.

Fakat yeniden ve yeniden yükselebilmek için,

Dibe vurmaya ihtiyacı vardı,

Her seferinde.

Oydu kendi sınırlarını belirleyen,

Şüphesiz ki genişleticiydi de.

Oynamaz oldu gökler, dayandıklarında,

Tanrı’nın fikirlerinin tükendiği yere.

Son bir dalıştı, ihtiyacı olan.

Beton etkisi yapardı, hızla vurursan,

Hayatın dibine.

Ve yalnızca aptallar paraşüt kullanırlardı,

Sonra takılı kalırlardı, dallarına ağaçların.

O nasıl bükeceğini biliyordu, ayak parmaklarını.

Yüzüp geçebilirdi, gerçekliğin içinden.

Ve ulaştı,

Yerin merkezindeki cehenneme!

Yakamazdın, ateşi ateşle!

Bir anka olarak doğmuştu,

Doğmuştu ve doğmuştu.

Şeytanlar severdi cehennemi,

Narin meleklerin aksine!

Yakındır!

Küçük gelmeye başlayacak,

Anka’ya cehennem de.

Lavlardan seller kaplayacak,

Gereğinden fazla soğumuş yüzeyi!

O gün, kaçamayacak bu tufandan,

Hiçbir gemi!

Haykırdı anka;

En çok, ateş yutanlaradır, nefretim.

Yutmayınız, unutmayınız, alevlerinizi.

Sizler!

Tutmayınız nefesinizi, gökleri bir yangın sardığında.

Ateşle doldurunuz, ciğerlerinizi!

On3maphossi

Yaşam Yazarlarına

Posted in 1 etiketler ile , , , , , , , , , , on Ekim 4, 2009 by onemaphossi

eşitlikNedendir ki hayat,

Eksiltili bir cümledir, her zaman?

Çünkü bize kalmıştır,

Tamamlamak onu, yüklemlerle.

Ve, en soylusudur eylem cümleleri!

Verilebilecek tek öğüt şudur ki;

Asla olma gizli öznesi,

Kimin yarattığı belirsiz yüklemlerin.

Neden kısa sürer, tüm yolculuklar?

Durmak için mi atılır adımlar?

Ya da barışmak için mi savaşılır?

Konu, bir beton zemine çarparak parçalanmak,

Ya da paramparça kalbinin durmasını beklemek,

Ve değildir, betona yığılıp kalmak.

Görebilmektir geçmiş ve geleceğin hayaletlerini,

Beton bir zeminde.

Ateşe tapmak değil, ateş olmaktır.

Tapılası görmemek kendini, sadece yanmaktır.

Nedir bizleri yüceltecek olan?

Eşit mi olmalı insanlar?

İnsanı en çok batırandır eşitlik,

Aç bir bataklıktır,

Çeker insanları içine,

Herkesin boyu eşit olsun diye.

Ve gelmesini bekler, ölüm meleğinin,

Bilenmiş orağı elinde.

Nedir seçimin?

Eşit mi kalmak başka ifadelerle,

Ya da geçip eşittir işaretinin diğer yanına

Katılmak mı onlara?

Ben sen olamam,

Ve sen de ben.

Ancak nedir engel, biz olmanın önündeki?

Sen;

Seviş benimle istekliyken.

Irzıma geç, reddettiğimde.

Ama sakın ben olma, kaldıramaz midem,

Bu derecede bir ensesti.

Savaş benimle,

Gerekirse boşalt silahımı,

Ben farketmeden.

Sapla hançerini, her cinayet bir ilişkidir.

Ve her aşk barındırır içinde, diğerinden.

Bir kitap ol, kendini yazan;

Ve sev kitap kurtlarını.

Bil ki kurtlar, kaliteli meyveyi sever!

On3maphossi

Pranga

Posted in 1 etiketler ile , , , , , , , , , , , , , , , , on Eylül 24, 2009 by onemaphossi

bekaret kemeri

Bir uzun zincirle sardılar, tüm bedenimi,

Aralıklarla, binlerce kilit ile bezeli.

Ve sandılar, sarkıttıkları su içinde,

Ölüp gideceğimi.

Bilmezler mi ki, zinciri bölen her bir kilit,

Farklı bir yoludur onu açmanın ve kaçmanın?

Ey mahkumlar! Sizedir bu sözler-ki anahtardır onlar- eski bir kader ortağınızdan.

Çıkın zincirlerin içinden ancak, üşenmeden çözün tüm kilitleri!

Zira asla vurulmamalı bir daha, herhangi kimseye onlar!

Ve bilin ki, küçüldükçe daha fazla sıkar her zincir,

Ve daha sağlam olur, azaldıkça kilitler!

Duyarım ben, prangasını kendisi üreten insanların çekiç seslerini.

Yüzmek nedir bilmez onlar! Zira korkarlar denize girmeye,

Ayaklarında, çimento ağırlıklar olmadan!

Ve asla uçamazlar,

Kibirleri düşündürür onlara, kırık kanatlı melekler olduklarını.

Ve bu yüzden kanat değil, pranga sanatçısıdırlar.

Süslü tasmalar üretirler ve böylece onları severler!

Sorarsanız bunu yapmayı, eskilerden öğrendiklerini söylerler,

Belki, iyi koku alıyordur köpek;

Peki ya kokusuzsa gerçek?

Fincanlar vardır gözlerinin önünde, bundandır ileriyi görememeleri.

Milyon farklı biçimde yorumlayabilirlerdi,

Bir grup kahve telvesini.

Ama hiçbiri,

Onun kahve telvesi olduğunu göremezdi.

Katillerden ve kurbanlardan söz ederler sürekli.

Ancak kurbanıdır her katil, ayak bileklerindeki yaraların!

Oysa, öğütlerim ki durmadan:

Geçemiyorsan eğer duvarların içinden,

Çevrene kapısız duvarlar inşa etmen neden?

Engelse eğer sana,

Omurganı dahi sökmen gerek!

ve acele etmen, zira;

Ona çarpan ve heba olanlarla her gün büyüyen,

Kaleler gördüm ben!

Şayet soğuksa kanın yeterince,

Buzdağları dahi inşa edebilirsin!

Cesaretin varsa kaybedebilirsin,

Ancak, cesaretin yoksa, kazanamazsın!

On3maphossi

Simurg

Posted in 1 etiketler ile , , , , , , , , , , , on Eylül 18, 2009 by onemaphossi

SimurgYüklenerek, bilgi ağacından yapılmış bastonuma

Aksamamayı başarmaktır benim mucizem,

Ucuz yılan numarası, kimin umrunda?

Ve, yaklaşırım böylece sizlerin dünyanıza.

Gözleri bazen bir parça bezle,

Bazen ise otlarla örtülü kurbanlar görürüm.

Ama en acınası kurbandır, diğerlerini otlatan,

Ve bazen de bıçağı eline alan!

Göremez zira o, kendi sürüsünü,

Çok daha geniş vadilerde otlarlar çünkü.

Koyundan çoban olmaz;

Ve, çobansız koyun.

Gelmedim sizlere bir çoban,

Ve, bir ulu çobanın koyunu olarak.

Yalnızca öğretmek isterim, çobanlara,

Kendilerini gütmelerini,

Ve öğütlerim koyunlara olmalarını;

Kendi çobanları!

Tez vakitte yıkınız bunun için,

Bereketsiz hayvan çiftliğinizi!

Bilirim! Daha binlerce kez kuracaksınız yeni çiftlikler,

Ve yıkılacaktır her biri, birer birer.

Ancak bir anka ihtişamı görürüm ben, her bir çöküşte

Doğurmak zorunda olan kaf dağında, her seferinde

Daha güzel bebekler!

Sevmem ben barışı!

Özendiririm sizleri, büyük savaşlara,

Ve Simurg’un diktatoryasına!

O ki, yanlış anlatılmıştır sizlere!

Beklemez aşmanızı, yedi dipsiz vadiyi.

Emreder! Sonsuz kez, batıp çıkmanızı, onların içine!

Gerçek olmanızı ister,

Ve, buyurur bunun için,

Gerçeği görmenizi!

On3maphossi

Zodyak

Posted in 1 etiketler ile , , , , , , , , , , on Eylül 13, 2009 by onemaphossi

zodyakBir kahinim ben, okumak isteyen geleceğini.

İnsan, geçmişi kadar açık olduğunu görmez mi?

Ancak değildir, görmeye alışan için, gözleriyle.

Dokunacağım gerçekliğine, bir körün bilgeliğiyle

Ve bilirim ben;

Kulaklarımla görmeyi ve duymayı gözlerimle.

Bir güneşim ben, yürüyen,

Kandillerle süslü bir yol üzerinde.

Tekrar tekrar göreceğim, aynı resimleri, aynı gökte.

İnan! Çok iyi bilirim, kölelikle suçlayan yıldızları;

Farketmeden kendi yörüngesini, gezegenleri.

Gerçekliğin ta kendisiyim ben,

Sesleniyorum, ağzımı açmam gerekmeden.

Nedenlerin, kendilerine sonuç demeye utandığı,

Ve saatlerin tekil yönlere zorlanmadığı bir yerden.

Senim ben, ve o!

Suyum ben, yorulmam akmaktan,

Ya da,  ateş olup, milyarlarca kez yanmaktan!

Lanetlerim, kendisini lokomotif sanan vagonları,

Unutup bulutları, yağmuru,

Ve denizleri unutup, yağmuru kutsayanı!

Yedi kat göğün üzerinden konuşurum ben!

İyi ve kötünün tanımsızlaştığı yerden.

Suçlayamam sanık kürsüsündeki zavallıları,

Duruşmanın resmini çizen, ressamı çizen,

Ressamı çizen, sonsuza giden, ressamları görüyorken!

Ve bir yazgıdır, işittiğim derinden,

Yazar kendi kendisini, çoktan yazılmışken.

Nefret etmem, güçsüzlerden,

Ve asla çekinmem, devlerden.

Bir zorunluluktur evren, rastlantısallıktan gelen.

Doğumdur, hiç ölmeyeceğini anlatan

Ve ölümdür, hiç doğmadığını öğreten!

On3maphossi

Ölüler İmparatorluğu

Posted in 1 etiketler ile , , , , , , , on Eylül 8, 2009 by onemaphossi

Ex NihiloBir zamanda ve bir mekanda,

Yaşıyordu binbir kukla.

Peki ya kim umursardı,

İpleri, görünmüyorlarsa?

Şarkılar söylüyorlardı,

Ancak yoktu notaları.

Kızgındılar, gülüyorlarsa da;

Ve konuşurlardı en çok,

Sustuklarında.

Tiktaklarını dinliyorlardı, kadim bir saatin,

Akmayı unutan bir denizin altından;

Ve vahiy sayıyorlardı, boğuk çınlamalarını.

Yanlış yollara sapmışlardı, zira aksak yürüyorlardı,

Ve daima, yolun kendisini suçlamışlardı,

Nasıl da gelmez akıllarına, yere bakmak!

Her defasında, ayakkabılarını ters giyiyorlardı.

Çürümeye başladıklarında, nefes alıyorlardı halen,

Hatta, yeni ayrılmışlardı, annelerinden.

Ölü doğmuş çocuklardı hepsi,

Düşük yapmıştı tüm anneler.

Korktukları için ölümden, cennete inanıyor,

İnandıkları için cennete, cehennemden korkuyorlardı.

İçine girmekti, sahnenin sonu, ruhsuz tabutların,

Perde hiç açılmamıştı aslen, bilmiyorlardı.

Fısıldamak isterdim tek tek,

Herbirinin kulağına, ancak

Herkes için konuşurum ben, herkese değil!

Ve açıklamak için yetmez hayatı, sonsuz sayıda cümle;

Ancak, açıklanabilir tek bir harfle bile.

Ondandır ki, Güneş’i gösteremem size,

İşaretler vardır ışıkta, takip etmesini bilene.

Diriltmektir mucizem, ölüleri,

Farketmelerini sağlayarak, öldüklerini.

Ve bu bir davet değildir yaşama,

Bir yıldızdır, doğumunu haber veren,

Nefes almadan da konuşabilen bir neslin!

On3maphossi

Ölümsüzleştirilememişçesinelik

Posted in 1 etiketler ile , , , , , , , on Eylül 6, 2009 by onemaphossi

AğBirinci sınıf su-bazlı yapıştırıcılarla tutturulamayacak bir hayalkırıklığıydı bileğimden boşalan kanın, yaşam duyumumu içimden yavaşça çekip çıkartışını hissetmek..

O ise yerde, geçen yıl ocak 23te yağan kardan çok daha soğuk bedeniyle ve “bir çocuğun, babasına sorduğu hayat nedir sözcüklerine eşlik eden boş bakışlarıyla” sanki uyumaktaydı; Tek fark bana bir daha asla ıslak bir günaydın öpücüğü veremeyecek olmasıydı.

İkimizin kanı, cesaret toplamak için içtiğimiz, sonra ise içine hapsedildiğimiz dünyanın acımasız determinizmine küfredercesine devirdiğimiz kırmızı şarap kadehlerinin bin parçaya ayrılmış camdan garip şekillerinin üzerinde kalanlara karışmaktaydı.

Duyumsarsınız ya hani size dikilmiş bir çift gözü ve ürkersiniz içten içe; Ve bazen üzerinize atlamakta olan beyaz çizgili çoğunlukla siyah tüylü bir kedidir, kaçarsınız geriye. Hissetmiyorum, hiçbir şey değişmiyor. Soğuyorum dünya hala aynı -kararıyor ancak bu onun değil duyarlılığını her saniye yitiren gözlerimin suçu- üzerime gelse farkederdim değişimin ince bir topuklununkine benzeyen iç gıcıklayıcı adım seslerini ancak çok yoğun algılıyorum, yokluğun hiçleştirici kokusunu.

Gücüm yokken soluk almaya bile, çöküyorum dizlerimin üzerine. Pembeliğini kaybetmiş dudaklarına son bir öpücük konduruyorum, olmayacaktı. Hayır, böyle olmayacaktı. Meksika sınırını geçen iki kanun kaçağı gibi aşacaktık gökleri ve özgür kalacaktık. Ancak kafamın içinde, olmayan meleklerin seslerini duyuyorum –pek de dürüstler- yokuz, bizler yokuz, ancak aramıza katılacaksınız siz de, tıpkı öngördüğünüz gibi, bizimle olacaksınız, siz de yok olacaksınız.

Yığılırken yanına ve garip biçimde bunların aklımdan geçirdiğim son düşünceler olduğunu çok da iyi bilirken diyorum ki; Boş umutlardan daha tehlikeli tek şey vardır, insanları boş umutlara muhtaç bırakmak; varlığı mutsuzluğa boğup, onları olma olasılığı sıfıra yakın bir mutluluk uğruna yokluğu göze alacakları derecede acizleştirmek.

Yaklaşsa duyardım, daha güzel bir dünyanın “yeniden uyandırıcı” melekler korosunu… İronik biçimde mezar taşından daha soğuk tenini, ısısı ona yaklaşmakta olan kollarımda her an daha az hissederken ve hatta kendi yarattığımız ufak kan havuzunun içindeyken son gücümle konuşuyorum; anladım, ne kadar ölümsüz ve sonsuz olsa da aşkımız, ikimiz de yüzümüzdeki “ölümsüzleştirilememişçesine” ifadeyle kimsesizlik içinde veda ediyoruz acı çekmeye, önce o ve şimdi de ben…

On3maphossi

Ayna

Posted in 1 etiketler ile , , , , , , , , on Eylül 2, 2009 by onemaphossi

kupa kraliçesiSelamlar!  İki tuşlu piyanolar diyarının sakinleri.

Az dinlemedim cidden, sezgiden uzak ezgilerinizi.

Ve gördüm, etten kemikten inşa ettiğiniz sahne üzerinde,

Tek sesli koronuzu.

Kinlenmedim var gücüyle bağıran cahillere,

Ve, sessizce yitip giden bilgelere, zira

Bir insanın şair olması zordu,

Ve bir şairin insan olması.

Aşağılamadım, ayna görmeyen kabile insanlarını,

Kolay değildi, konuk olmak, tanrının katına ve bakmak aşağı,

Özellikle o orada değilken.

Ve aynanın diğer tarafına geçmene, engel olmaya çalışırken,

Kendi yansıman bile.

Fazla yoğun olduğu için, pek değer verdiğiniz hayattan,

Onun dibine batan türkülerin çığırıcısıyım ben.

Zamanla boynuzları düşmüş keçilerin inadı, yıldırmaz;

Yıldırım düşsün diye başına tekrar tekrar,

Durmaksızın devri alem yapan insanı.

Ve anlatamaz hikayesini varlığın sizlere,

Seksen günlük hiç bir yolculuk,

Ulaşmıyorsa hiçliğe.

Hiç cesaret edebildin mi, yüzeyinde dolaştığın dünyanın,

İçine açılan bir deliğe girmeye?

Ya da, inanabilir misin, aciz bir tavşanın,

Hayatın sırlarını bildiğine?

Haber vermek isterim, bana,

Sessizlikten vahyolunan gerçekleri,

Ve umudunu vermek isterim,

Umudun var olmadığı bir yarının.

Bir masaldır anlattığım;

Sonunun değeri bir kaç elmada değil,

Sözcüklerde saklı olan.

Ve ilham almayan hayattan,

Onu yaratmayı amaçlayan!

On3maphossi

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.